Sürdürülebilir Bir Gelecek İçin Daha da İleri >>
  

2013 2. Dönem - 4. Ders Ersin Pamuksüzer’le Yaşam Tarzı Ve Yeni Teknolojiler

Ersin Pamuksüzer’le Yaşam tarzı ve yeni teknolojiler üzerine keyifli ve farkındalık dolu dersimizden notlar;

Farkındalık’la yaşam

Bugünkü dünya insanı yaşama hazırlamıyor, bizi belirli çalışma düzenlerine hazırlıyor. Sistemin bir parçası olmaya.. Okuldan çıktığımızda iyi bir memur, iyi bir doktor olabiliriz, ama iyi bir insan olmamız, kaliteli bir yaşam sürmemiz şüpheli.. Nefes almayı, yemeyi, öğrenme tekniklerini öğretmiyorlar. Sistemimiz ezberciliğe dayalı belirli dar alanlara sıkıştırılmış insanlar üretiyor. Bu yüzden hepimizin üstüne bir sorumluluk biniyor.

Sistemin gayretiyle insanın kendi kendini kurtarması zor ancak kendi farkındalığını arttırması lazım. Farkındalıkla yaşarsak içinden geçtiğimiz şeyler hakkında bir fikrimiz oluyor. Farkındalığın olmadığı yerde insanlar başka amaçlara yönelik dar alanlara sıkışıyor.

Yalanlar Zinciri: İlk işlenmiş gıdalar

Dünyadaki ilk işlenmiş gıda 1956’da “puding”, ikincisi de “tank” adında portakal suyu..“Tank”in en büyük özelliği içinde hiç portakal olmaması.

İşlenmiş gıda dediğimiz şeyler yalanlar zinciri. Bunlar üretilirken “insanlar bunu yerse buna aşık olur mu?” mantığıyla ürün olarak üretiliyor. Çocukları kullanarak da gerçek satan ürünleri belirliyorlar.

Çikolata yerken aslında çikolata yemiyoruz; yağ, şeker ve başka şeylerin birleşimi olan bir şey tüketiyoruz. Örneğin 20 gr bir çikolatanın 17,5 gr şeker ve yağdan oluşabiliyor.

Köle olma! Farkında Ol!

Dünya farkında olmayan insanlar için bir evrim geçirmiş. O insanlar tüketici, sektör de üretici. Yalan ürünlerle insanların parasının alındığı bir sistem kurulmuş.

İçinde bulunduğumuz dünya ekonomik fayda üzerine kurulmuş, insanları kendi ekonomik sisteminin kölesi haline getirmiş. İnsanların farkında olması gerekir ki, sistemin kölesi olmasın.

Hepimizin boyları kiloları farklı ama sandalyelerin boyları ölçüleri aynı. Çünkü sistemin standardizasyona  ihtiyacı var. Sen kendini ona göre ayarlıyorsun.

İlaç sektörünü ele alalım; elimizi kestiğimizde doktora gittiğimizde iyileşir miyiz? Doktor iyileştirmez, sadece yön verir. İyileşme vücut tarafından yapılır.

Tüm hastalıklar “reverse engineering”le iyileşir. Yani sen nasıl bozduysan öyle. Pisleterek bozduysan temizleterek düzeltirsin.

Yediklerimize içtiklerimize dikkat etmeliyiz. Tıpta buna dikkat ediliyor mu? Kanserli hastaya ameliyattan sonra ilk getirdikleri şey şekerli su oluyor.

Yediğimizin içtiğimizin farkındalığı lazım. Mesela su içiyoruz. Suda “ph” değerine bakmalıyız. Suyun ikinci olarak sertliğine bakmalıyız. Sert suyun Ph değeri daha yüksek ve kas kalsiyum yapıyor. Yumuşak olduğu zaman asidik oluyor. Suyla ilgili bir diğer sıkıntı ise plastik içiyor olmamız.

Niyet ve Depresyon

Yediklerimize içtiklerimiz kadar ondan önce de iyileşme niyetimiz de çok önemli. Niyet niye önemli? Çünkü insanın kimyasını yönetiyor. İyileşme sürecinin en önemli unsuru da kimya. Bu sebeple iyi beslenmenin üstüne iyi niyeti yerleştirmek lazım.

Niyeti iyi olamayanlar kimler? Depresyonda olanlar. Bilim insanları depresyonda olanların yaşam sürelerinin kısa olduğunu, hastalıkların daha çok onlara geldiğini, daha çabuk kalp hastası, kanser, şeker olduklarını ispat ettiler.

İnsan depresyonda sıkıntılı olduğu zaman, onu yalan bir şeyle örter. Mesela yemek, çikolata yer. Bu durumda hem niyet olarak hem de beslenme olarak vücut iki yerden bıçaklanmış olur.

Depresyonda olan insanlar etraflarındaki insanların da yaşam kalitesini aşağı çekerler. Etrafında böyle insanlar varsa onlardan korunmak lazım.

Marketlerde raf ömrü

Ürün, 6 aydan aşağı olduğu zaman marketlere giremiyorsun. 6 ay rafta kalacak bir ürün yapıyorsam o doğal bir şey değildir. Hangi üzüm, elma 6 ay kalabilir? Dondurma, raf ömrü 2 sene olan süt var mı?

Ürünlerin içinde katkı malzemesi var, pastörize edip rafa koyuyorsun. 280 derece pastörize ettiğinde sütte ne kalıyor? 41 derecede enzimler ölüyor, enzimler öldüğünde yaşam bitiyor. Ölü gıdalar yiyoruz. Mümkün olduğunca çiğ yemek lazım.

Ne içeri alıyorsan, onlar sen oluyorsun!

Doğduğumuzda kaliteli doğuyoruz, yorulmaz ve enerjik.. Normalde bu böyle gitmeli, o enerji ve yaşam kalitesinde devam etmeli. Bizim sistemimiz sıkıntı yaratmış, yaşam kalitemiz aşağı çekiliyor. 40 yaşında 3 kat merdiven çıkamıyor, yürüyemiyor, çabucak hasta oluyoruz. 20sinde kalp sıkıntıları yaşıyoruz. Yaşam kalitemiz yukarı çıkabilir ama sistem bizi öbür tarafa hapsetmiş. Yediklerimizin içtiklerimizin farkında olmuyoruz. Sen içeri ne alıyorsan, onlar sen oluyorsun.

En son ne zaman ayağımızı çıplak olarak toprağa bastık? Artık basacak toprağımız da gittikçe azalıyor. Öyle bir dünya yaratmışız ki her şey ekonomik olduğu için yaşam alanımız çok az.

Dünya görüşümüzde sağlık 0-1 arası görülüyor, halbuki 0-100 arası. Kendimize dikkat etmiyoruz. 120 yaşına kadar yaşarsan vücudunu doğru kullandığında su kayağı bile yapabilirsin, çünkü insanın doğasında var.

İnsanoğlu yaşarken bütünlüğünü yitirmiş. Beyni için yaşıyor. Oysa beyin vücudun bir parçası; nefes alışınla, yediğin içtiğinle hepsiyle ilintili.

Tüm bunlar olurken, Kök hücre teknolojisi gibi hayırlı gelişmeler de yaşıyoruz.

Çiğneme, Nefes, Su Farkındalığı

Çiğneme çok önemli, çiğnediğin zaman asıl tatlarla karşılaşıyorsun. Eti, poğaçayı, kaşarlı tostu çiğneyerek yiyemezsin, çiğnediğin zaman sana lezzet vermez,yutman lazım.

Yemekte su ağzının tadını değiştirmek için içilir. Su hazmı zorlaştırır. Suyu ne kadar yüksek tutarsan o kadar genç kalırsın.

İçini dinleme kursu, çiğneme kursu, nefes kursu.. Hepsi farkındalık için çok önemli. Bunların çoğu aslında Doğu öğretilerinden geliyor.

Sarı İmparator: “Her kim ne yiye, ne içe, ne değişiklik ola kayda geçsin!”

Geleneksel Çin Tıbbının kökü Sarı İmparator zamanında atılmış. “Her kim ne yiye, ne içe, ne değişiklik ola kayda geçsin!” emriyle Çin’de hangi otların hangi değişikliklere yol açtığı tespit ediliyor ve sistem bu şekilde ilerliyor. Sonrasında İbni Sina ve Hipokrat’ın öğretileriyle devam ediyor.

Hipokrat’ın yazdığı ilk reçete ada çayı olarak biliniyor. Hipokrat şu sözleriyle de farkındalığın önemine vurgu yapıyor; Yedikleriniz içtikleriniz ilacınız; İlacınız yedikleriniz içtikleriniz olsun.

Geleneksel Tıp, İşlenmiş Tıp, İntegratif Tıp

Geleneksel tıp böyle işlerken, 1900’lerde işlenmiş tıbba dönülüyor. Bugünkü tıpta makine ve ilaç satma önemli olduğu için mühendislik ve pazarlama önem kazanıyor. Amerika’da tıptan önce kişinin pazarlamacı ya da mühendis olması bekleniyor.

Şimdilerde ise bilim parçalanmış tıptan bütün tıbba göz kırpıyor. İyileşmede faydalı olan şeyler ve yeni onkoloji alanı integratif/bütünleşik onkoloji terimleri bunun bir göstergesi. Yeme içme, meditasyon, otlar v.b  alternatif yerine bütünleşik bir yaklaşımla tıpta yerini buluyor. Süreç insanoğlunun tecrübeleriyle başlamış, sonra raydan çıkmış şimdi de geri dönülüyor.

Peru’da Machu Picchu Dağına çıkılırken 2000 yıldır koko yaprağı çiğneniyor. 2008’de bilim bu bitkinin   oksijen eksikliğine iyi geldiğini ispat ederek ilacını çıkarıyor.

Geleneksel öğretiler, eski sistemler daha sağlıklıydı. Her şey mevsiminde gelirdi ve yenirdi. Yanımızda beslenme kapları taşırdık. Şimdi ise her şey sahte.

Besin Piramidi- En alt kısmında su ve bitki çayları yer alıyor. Düşük kalorili beslenme ve anti aging etkisi bu şekilde gerçekleşiyor.

18/6 – 5/2 Kuralı

Bu piramidi uygulayamazsak bunun başka yolu da Intermittent fasting’den geçiyor. Bu sistemde 18 saat sıvıyla beslenip 6 saat yemek yiyorsun. Mesela öğlen 12-6 arası yemek, 6’dan ertesi gün 12’ye kadar da çay ve sularla besleniyorsun. Bunu haftada iki gün uygularsan temel bakımını yapmış oluyorsun.

Yeni Teknolojiler - 3 Trend ve Big Brother Watching You

Sensör: Isı ölçerler, üşüyüp üşümediğini anlayıp kendini ona göre ayarlayan akıllı tişörtler, kalbe takılan sensörlerle yaşlıların takibi, Google glass. Bu sensörlerin kötü tarafı herkesin her şeyi biliyor olması.

Big data: Artık her şey sensörlerden akıyor. Big data bu akışları işleyip sana istediğin bir şekilde sunuyor.

Cloud computing: Her şey gökyüzünde, bütün bilgiler tek bir yerde toplanıyor.

Tüm bunlarla birlikte “Big brother watching you” geliyor.

Devir “Ekmeğini taştan yaratmak!”devri

Büyük şirketler artık iş yaratmıyor. Mezun olduğumuzda işsizlik Allahın emri! Peki yeni dünya nerede? Start-up yeni kurulan şirketler ve küçük şirketlerde.

Bir önceki sitem büyük şirketlere adam yaratıyordu, o sistemlerin çarkına giriyordun. Şimdi ise çark yok, iş yok. Yeni sistem de ekmeğini taştan yaratmak önem kazanıyor.

Yeni dünya düzeninde şirket değil proje adamı olacaksın. Yarattığın projeyi şirket haline çevirip paraya dönüştüreceksin. Bu düzende de insanlar inovasyon ve girişimciliğe daha çok yöneliyor. Dünyada çalışma şekilleri hızla değişiyor. Daha yaratıcı, daha girişimci, proje odaklı küçük işler ön plana çıkıyor.

Yaşam tarzıyla orijinal ve doğal bir insan olan Ersin Bey’e anlattığı samimi hikayeler ve açtığı farkındalık pencereleri için çok teşekkür ederiz.

Eda Bayraktar